Hiçten Hiç Çıkar, Kraldan Lear – Rıdvan Karaman

Oyununun Kaynağı

Shakespeare’in Kral Lear oyununun başkişisi Lear’ın, geçmişte pek çok kaynakta izine rastlanmaktadır. Lear, Britanya adasının yerli halklarından olan Briton’ların mitolojisinde yer alan bir figür olduğu gibi, aynı zamanda İrlanda ve Galya folklorunda da çocukları üzerine hikâyeler vardır. Lear, 12. Yüzyılda Monmouth’lu Geoffrey, Historia Regum Britanniae adlı eserinde Lear’ın üç kızından bahseden bir halk masalında, daha sonra 16. yüzyılda Holinshed ve John Higgins’in eserlerinde de karşımıza çıkar. 16. yüzyıldaki bu iki eserde geçen hikâyeler, birbiriyle büyük benzerlik göstermektedir.

Ayrıca “Kral Leir ve Üç Kızının Gerçek Tarihi” adlı yazarı bilinmeyen bir oyun mevcuttur. 1594’te “tarihsel oyun”, 1605’te basıldığında ise “trajik tarih” olarak kayıtlara geçen, bir tarih öyküsü olarak kabul edilen bu oyundan Shakespeare’in doğrudan etkilendiği düşünülmemektedir. Çünkü bu oyun, öyküyü tıpkı Shakespeare’in yapmış olduğu gibi Holinshed’de geçen şekliyle ele alsa da Lear’ın yeniden tahta geçmesiyle sona erer.

Holinshed’in halk masalında soylu Baldud’un oğlu “Kral Leir”le birlikte Gonorilla, Regan ve Cordeilla adlı üç kızından söz edilir.  Oyun, genel itibariyle halk masalıyla aynı temelde bir öykü yapısına sahip olsa da bazı noktalarda farklılaşır. Halk masalının oyundan farklı olan anlatısında ise Kral Lear, sonunda yeniden tahta çıkar ve iki yıl daha ülkeyi yönettikten sonra yerine daha önceden belirlediği üzere Cordeilla geçer. Cordeilla beş yıl tahtta kalır. Bu sırada yine oyunda Fransız Kralı, ancak halk hikayesinde Galya Prensi olarak geçen kocası ölür. Tahtta bir kadın istemeyen Gonorilla ile Regan’ın kuzenleri, Cordeilla’ya karşı açtıkları savaşı kazanıp onu tutsak ederler ve buna dayanamayan Cordeilla hapishanede intihar eder.      Halk masalında, hikâye daha çok Cordeilla’nın hikâyesiyken, oyunda bu Lear’ın hikâyesi olarak işlenmiştir. Yine halk masalındaki kuzenlerin Cordeilla’yla savaşı, oyunda bir bakıma Cordeilla ve kardeşlerinin savaşı olarak ele alınmıştır. Cordeilla’nın oyunun sonundaki ölümü intihar değil, cinayettir.

Bu eski öyküde bulunmayan, Gloucester ile iki oğlunun hikâyesi ise Sidney’in Arcadia adlı eserinin “Nankör Paphlagonya Kralı ile İyi Oğlu” adlı bölümünden alınmıştır. Shakespeare, gloucester ve iki oğlunun hikâyesini, Kral Leir’in hikayesine büyük bir ustalıkla birleştirerek Edmund’un kötülüğünü tragedyanın eksenine alırken, kurduğu bu dramatik yapı sayesinde özgün ve son derece etkili bir oyuna meydana getirmiştir.

 

Durumlar ve Karakterlerin Tanıtılması

Oyunun hemen başında daha Lear görünmeden ve oyundaki temel konu olan, ülkenin üç kız kardeş arasında paylaştırılması meselesi seyirciye aktarılmadan, Gloucester’in, piç oğlu Edmund’u Kent’le tanıştırması dikkate değer bir açılış sahnesidir. Çünkü Kent, bir bakıma Lear’ın mantıklı düşünme yetisini temsil eder. Lear’ın sevgi beyanlarını esas alarak ülkeyi bölüştürme şeklindeki “mantık dışı” kararıyla paralel olarak Lear’a yanlış yaptığını söyleyen Kent de sürgün edilir. Böylece Lear’ın “sağduyusu” kaybolmuş olur. Oyun boyunca ve özellikle Lear’ın aklını yitirmeye yaklaştığı zamanlarda Kent’in gizli bir kimlikte onun yanında olması ama kendini tanıtamadan yol göstermesi de yine Lear’ın verdiği karar ve vicdanı arasındaki gelgitlerin bir temsili olarak değerlendirilebilir. Kent, kimliğini açıkladıktan sonra Lear’ın aklı başına gelmiş ancak iş işten geçmiş olacaktır. Oyunun sonunda da ülkeyi yönetecekler olarak Kent ve Edgar’ın öne çıkarılması, yine sağduyunun iktidara hakim oluşunun bir göstergesi olarak yorumlanabilir.

Tüm bu yorumlardan hareketle, Kent’in açılış sahnesinde görünmesi ve özellikle Edmund’la tanıştırılıyor olması önemlidir. Edmund, oyunun başlıca kötü karakteri olarak, yaptıklarıyla olaylara iyice içinden çıkılmaz bir hal aldırdığından, Kent ve Edmund’un tanışması, oyunda kötülüğe karşı sağduyunun bir savaşının işleneceği mesajının verilmesi olarak görülebilir. Ayrıca Gloucester’in Kent’e Edmund’un piç oğlu olduğunu söylemesi de Edmund’u tanımak ve ileride nasıl davranacağına dair beklentiler oluşturmak gibi açılardan önemlidir.

Bu kısa sahnenin ardından Lear ve beraberindekilerin gelmesiyle oyundaki temel konu belirginleşir. Oyunun hemen başında durumların serpilmesine neden olan karar, net bir şekilde ortaya koyulur. Lear, ülkeyi üç kızı arasında paylaştırma kararı almıştır ancak bundan önce kızlarından kendisini ne kadar seviyor olduklarını söylemelerini ister.

Bu durum üzerinden değerlendirildiğinde bu kadar önemli bir karara böylesine çocukça bir biçimde yön vermeye çalışan Lear’ın, sağduyusunu ne denli kaybetmiş biri olduğu kolayca anlaşılır. Aynı şekilde Goneril ve Regan’ın adeta yalakalık olarak nitelendirilebilecek sözlerle babalarına sevimli görünme çabalarından menfaatçi kişilikleri, Cordelia’nın ise doğruyu söylemesi ve şirin görünmek adına abartıya kaçmaması bakımlarından dürüstlüğü ve gerçekçiliği ön plana çıkarılır. Yine Lear’ın sağduyusunu ve gerçekçi bakış açısını kaybetmiş biri olarak, gerçekçi olan Cordelia’ya ülkesinden pay vermemesi ve onu evlatlıktan reddetmesi, Lear’ın mantığındaki kırılmanın iki karakter arasındaki ilişki üzerinden ifadesi olarak değerlendirmek mümkündür.

Albany ve Cornwall düklerinin tavırları da Goneril ve Regan’ın tavırlarıyla koşutluk gösterir. Hiçbir fedakarlıkta bulunmadan kondukları Lear’ın mirasının, paylarına düşeniyle yetinmezler ve birbirlerine üstünlük kurma çabasına girişerek ülkenin tamamını elde etmek isterler. Dükler ve eşleri olan Lear’ın kızları, hırsları bakımından benzeşir. Diğer taraftan Cordeila ile onun suskunluğundan etkilenip onunla evlenen Fransa Kralı’nın tutumları da benzerlik gösterir.

Gloucester’le Lear arasında da benzerlikler bulmak mümkündür. Lear, verdiği mantıksız kararla kendi felaketini hazırlarken, Gloucester de bir bakıma piç oğlu Edmund yüzünden, en çok da ona koşulsuzca güvenip, onun tarafından yönlendirilmesinin sonuçlarına katlanır. Gloucester’in olan biteni görmemesinin sağlaması ileride gerçekten kör olmasıyla yapılır.

Lear’ın kararını kesin olarak ortaya koyması ve beklediği sevgi sözcüklerini duyamadığı Cordelia’yı bir mal gibi “al senin olsun” diyerek Fransa Kralına vermesi, temel kırılma noktasını oluşturur ve buradan itibaren, Edmund’un kötülükleriyle paralel olarak gelişecek olay dizisi ilerlemeye başlar.

 

Bağımsız Olay Dizilerinden Çeşitliliğin Birliğine

Kral Lear oyununda esas konu Lear’ın, ülkesini üç kızı arasında paylaştırma kararı üzerine ortaya çıkan karmaşık durumdur. Öte yandan Edmund ve Edgar arasındaki çekişme de farklı bir düzlemde ilerler. Ancak Shakespeare’in iki farklı kaynaktan aldığı bu iki farklı hikaye, bir süre sonra birbiriyle bütünleşerek oyunun sonunu hazırlar.

Lear, vermiş olduğu çocukça kararın yanlışlığını zaman içerisinde anlamaya başlar. Önce, hizmetçiler tarafından yok sayılır, ardından kızları beraberindeki adamların sayısını azaltmak ister. Lear, iktidarını çarçur etmiş bir kral olarak çocuklarının ve maiyetindekilerin elinde oyuncak haline gelir.

Kararından pişmanlık duysa da Lear’ın kendi isteğiyle devretmiş olduğu yetkilerini geri alması mümkün değildir. Albany ve Cornwall dükleri arasındaki çekişmenin zayıf düşürdüğü ülke, Fransız ordusunun saldırı tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Öte yandan Edmund’un yalanlar ve iftiralarla kendi konumunu yükseltme çabası söz konusudur. Kardeşi Edgar’a attığı iftiranın ardından Edgar, Gloucester’i de ele verir. İlk iftirasıyla Gloucester’in yasal mirasçılığını elde eder ama bununla yetinmez. Cornwall tarafından Gloucester kontu yapılmak vaadiyle babasını tutuklamak üzere harekete geçer.

İki olay dizisi her ne kadar oyun içerisinde ilerledikçe birbiriyle bütünleşiyor olsa da yarattıkları anlam bakımından aslında en baştan beri örtüşmektedir. Edmund’un hırsı ve yükselmek için her türlü kötülüğü göze alan yapısıyla, Lear’ın saf bir tutumla verdiği karar, bir bakıma ideal olan denge formülünü ortaya koyar. İnsan ne hırs ve tamahkarlıkla kötülüğe hizmet etmeli ne de saf bir iyiliğin kendi felaketini oluşturmasına izin vermelidir.

Lear, kaybettiği sağduyusunu, pek çok etken olsa bile oyunun sonunda en çok da Cordelia sayesinde tekrar kavuşacak, ancak bu sefer de kaybettiğini bulmasına neden olan şeyi kaybedecektir ki bu da oyunun trajik yanının derinliğini gözler önüne serecektir.

 

Zaman ve Mekan Kullanımı

Oyun, 5 perdeden oluşur. 1. perde 5, 2 perde 4, 3. perde 7, 4. perde 7, 5. perde 3 sahneden meydana gelir.

PERDE SAHNE MEKAN ZAMAN
1 1 Kral Lear’ın sarayı
1 2 Gloucester Kontu’nun şatosu
1 3 Albany Dükü’nün sarayı Sahne 2’den 2 hafta sonra
1 4 Albany Dükü’nün sarayı Sahne 3’ün devamı
1 5 Albany Dükü’nün sarayının önündeki avlu Perde 1, Sahne 2 ve 3’le aynı gün
2 1 Gloucester Kontu’nun şatosunda bir avlu Lear’ın Cornwall şatosuna doğru yola çıkmasından bir gece sonra başlar ve sabaha karşı gün doğarken biter
2 2 Gloucester Kontu’nun şatosu’nun önü Perde 1’in aşağı yukarı bitiminde, sabaha karşı
2 3 Kent dışında ağaçlıklı bir yer Perde 2, Sahne 2’in sabahı
2 4 Gloucester Kontu’nun şatosu’nun önü
3 1 Bir fundalık Perde 2 ile aynı gün, fırtına
3 2 Fundalıkta başka bir yer
3 3 Gloucester Kontu’nun şatosu
3 4 Fundalıkta bir kulübenin önü
3 5 Gloucester Kontu’nun şatosu Perde 3’teki günün gecesi
3 6 Gloucester Kontu’nun şatosunun yakınında bir çiftlik evi Perde 3, Sahne 5 ile aynı gece
3 7 Gloucester Kontu’nun şatosu Perde 3, sahne 6’nın hemen sonrası, aşağı yukarı fırtınalı gecenin sabahı
4 1 Fundalık
4 2 Albany Dükü’nün sarayının önü
4 3 Dover yakınında Fransız ordugahı
4 4 Fransız ordugahı
4 5 Gloucester Kontu’nun şatosu Perde 4, Sahne 4 ile aynı gün
4 6 Dover yakınında bir kır Perde 4, Sahne 4 ile aynı gün
4 7 Fransız ordugahında bir çadır
5 1 Dover yakınında İngiliz ordugahı
5 2 Fransız ve İngiliz ordugahı arasındaki alan
5 3 Dover yakınında İngiliz ordugahı

 

Oyun Kişileri

 

Soylular

Kral Lear / Britanya Kralı

Goneril / Lear’ın büyük kızı

Regan / Lear’ın ortanca kızı

Cordelia / Lear’ın küçük kızı

Cornwall Dükü / Regan’ın kocası

Albany Dükü / Goneril’in kocası

Burgonya Dükü

Fransa Kralı / Cordelia’nın kocası

Kent Kontu

Gloucester Kontu

Edgar / Gloucester’in öz oğlu

 

Diğerleri

Edmund / Gloucester’in piç oğlu

Curan

Yaşlı Adam / Gloucester’in çiftliğinde kiracı

Doktor

Lear’ın soytarısı

Oswald / Goneril’in kahyası

Subay / Edmund’un emrinde

Beyzade / Cordelia’nın hizmetinde

Tellal

Cornwall’ın uşakları

Lear’ın maiyetindeki silahşorlar subaylar, haberciler, askerler, koruyucular

 

Oyun Kişilerine Yaklaşım ve İnsan Davranışlarına Derinlikli Bakış

Kral Lear oyununda, oyun kişilerinin fazlalığı ve çeşitliliğine rağmen sahneye yansıtılmasında hassas bir denge söz konusudur.

Oyunun başkişisi Lear’dır ancak diğer kişiler de tüm canlılıklarıyla sahnede var olurlar. Shakespeare’in bunu sağlamasında toplumu ve insan karakterini yakından tanıyan başarılı bir yazar olmasının yanı sıra, aynı zamanda oyunu ustalıklı bir biçimde kurmuş olması da etkendir. Oyun kişileri ne kadar iyi yansıtılmış olursa olsun, olay örgüsündeki denge ve bağlantılar yeterince iyi kurulmamış olsa aynı etkinin elde edilmesi mümkün görünmemektedir.

Lear ekseninde gelişen ana olaya ve Gloucester ekseninde gelişip ana olaya dahil olan yan olaylara oyun kişilerinin dahil oluşları ve işlevleri, karakterlerin yansıtılmasını destekleyici bir nitelik taşır.

Oyun kişileri, durumları kurtarmak ya da sıkışmalara çözüm getirmek için var edilmemiş,  oyun yapısının içinde işlevsel oldukları kadar yaşayan insanlar olarak da yansıtılmışlardır.

Shakespeare, daha başta Gloucester’in Edgar ve Edmund’la olan ilişkisinde olduğu gibi, Lear’ın kararını açıklamasının ardından oluşan durumda da oyun kişilerinin temel karakter yapılarını ve yönelişlerini net bir şekilde ortaya koyar.

Shakespeare, insan davranışlarını derinlikli bir biçimde ele alır.     Lear’ın vermiş olduğu karar,  saflığını ve naifliğini gözler önüne serer. Bu noktada sorunun, Lear’ın karakterindeki bir kırılmadan meydana geldiği görülür.

Regan ve Goneril’in Lear’a olan yaklaşımlarının altında önce zenginleşmeye, ardından da iktidarı elde etmeye yönelik tavır sezilir. Bu, Regan ve Goneril’in insani zaaf ve meyil durumları üzerinden amaçlarına yöneldiklerini gösterir. Regan ve Goneril’in babalarına karşı menfaat elde etmek için sergiledikleri tavır ve sarf ettikleri sevgi sözcükleri karşısında Cordelia’nın içine kapanık ve gerçekçi tutumu, karakter yapısından gelen bir özellik olmasının yanı sıra bir ailede yetişen en küçük çocuğun, kralın kızı bile olsa daha farklı konumlanması bakımından dikkate değerdir. Cordelia’nın bu tutumu bir anlamda geleceği temsil eden “küçük kız”ın itidal sahibi olması bakımından oyunun sonunda yönetimin daha akil adamlara bırakılması noktasında bir önseme ya da yine evrensel geçerlilik bakımından devlet yönetiminin geleceğinin ancak akıl ve sağduyuyla başarılı bir şekilde yerine getirilebileceği şeklinde yorumlanabilir.

Shakespeare de pek çok oyun yazarı gibi konularını tarihten, geçmişin hikayelerinden almıştır. Ancak onu farklı ve tüm zamanların yazarı yapan şey, insan karakterini ve davranışlarını başarıyla irdeleyerek aktarmasıdır.

Lear’ın saflığı ve çocukça kararı, bugün hala yönetimin ve yönetenin nasıl olması gerektiği konusunda bir öğüt niteliğindedir. Regan ve Goneril’in menfaatçi tavırları, ikiyüzlülükleri, hırsın sonunda insanları birbirlerine düşürerek elindekileri de kaybetmelerine yok açması bakımından evrensel bir ders niteliğindedir.

Cordelia’nın tavrı, doğruluğun sonuç olarak iyiye götüreceğini belirtir niteliktedir. Sonuç olarak böyledir çünkü bu tavır, yalnızca Cordelia’yı değil aynı zamanda tüm ailesini ölüme götüren sürecin ateşleyicisidir. Bu noktada Lear’ın trajedisi belirginleşir. Çünkü aslında örnek olarak alınması gereken Cordelia’nın tavrı, Lear’ın yaklaşımı ve sebep olduğu durum yüzünden felaketle sonuçlanmıştır. Cordelia’nın tavrı, ahmakça bir dürüstlük olarak değerlendirilebilir. Bu, her ne kadar doğruluğu şüphe götürmeyecek bir tavır da olsa uyum sağlamayanın dışlanıp devre dışı bırakılacağına dair bir gönderme olarak okunabilir.

Gloucester’in tarafında ise Edgar, doğruluğu ve vefasıyla bir bakıma Cordelia ile, Edmund ise Regan ve Goneril’le özdeşleşir. Edgar ve Edmund, adeta Lear’ın kızlarının Gloucester’in evlatları olarak erkek karşılığı niteliğindedir. Gloucester’le Lear arasında da bir koşutluk vardır. Gloucester gözlerini yitirir, bundan sonra gerçekleri görür; Lear ise belleğini yitirir ve ancak bu noktadan sonra gerçekleri anlamaya başlar.

Dürüstlük, neredeyse tüm karakterlerin değerlendirilmesi için büyük önem taşıyan bir kavramdır. Cordelia dürüst olduğu için ölür. Kent, dürüstlüğünden dolayı sürgün edilir. Edmund, dürüst davranmayarak Edgar’ı alt etme çabasına girişir.

Oyun kişilerinin ele alınmasında önem taşıyan bir diğer kavram da nankörlüktür. Başlangıçta Lear, aslında dengesiz kararıyla bir anlamda Cordelia’nın gerçekçi tutumuna nankörce bir karşılılık verir. Ardından Regan ve Goneril, gücü ele aldıklarından Lear’a nankörlük ederler. Edmund da Edgar’a ve Gloucester’e yaptığı nankörlükle kendisine fayda sağlamaya çalışır.

           

Dil Kullanımı

Kral Lear oyununda şiir dili, çeşitliliğinin ve coşkunluğunun yanı sıra aynı zamanda özlü ve çok anlamlıdır. Soytarı’nın ve Edgar’ın kara mizahı ortaya çıkaran, alaycı olduğu kadar acı da olan dili, oyunun özündeki anlamı güçlendirir niteliktedir. Özellikle Soytarı’nın dili, Lear’a “amca” diye hitap etmesi, Lear’ın içinde bulunduğu çöküntünün bir göstergesi olur. Otorite karşısındaki dokunulmazlığını yansıtan sivri diliyle Soytarı, Lear’ın konumu üzerinden aslında evrensel nitelikte olan mesajın da iletilmesini kolaylaştırır.

Dil, oyun kişilerinin ruhsal durumlarını ifade etmek ve sahne üzerinde harekete gerek bırakmadan durumların yoğunluk derecelerini ayarlamak bakımından işlevsel olarak kullanılır.

Şiir, dramatik gelişimin destekleyicisi olduğu kadar durumları anlatmakla kalmayıp aynı zamanda doğal atmosferi de yaratır. Oyundaki fırtına sahnesinde fırtınanın tanımı olmamasına karşın Lear’ın dilinde şiirin akışı, gözde canlandırmayı, içte duymayı hissettirici tarafıyla fırtına atmosferini yaratır. Bu dil kullanımı, sahne efektlerine gerek duyulmaksızın fırtına algısının ortaya çıkmasını sağlar. Ayrıca fırtına sahnesinde baştaki coşku, gök gürültüsü ve fırtınanın azameti, sahne sonunda Lear’ın çaresizliğine dönüşür.

 

Grotesk

Kral Lear oyununda trajik ve komik öğelerin bir arada bulunmaları daha geniş kapsamıyla grotesk olarak ele alınabilir. Grotesk, karşıt görüntüleri, bağdaşmaz durumları şaşırtıcı bir şekilde birleştiren bir güldürü biçimidir.

Lear, konumuna rağmen budalalığa varan bir naiflik içerisindedir. Aklını yitirişi bile trajik bir dehşet duygusundan çok, bir acıma uyandırır. Gloucester, Edgar’ın onu uçuruma götürüyormuş gibi yaptığı sahnede gülünçlüğüyle karşımıza çıkar. Lear’ın kulübedeki hayali yargı sahnesi de yine grotesk özellikler taşır. Lear da Gloucester de büyük acılar yaşamalarına rağmen aslında grotesk kişilerdir.

 

Rönesans ve Ortaçağ Etkisi

Kral Lear oyununun kaynağını ortaçağ halk öykülerinden alan Shakespeare’in içinde bulunduğu Elizabeth Çağı olarak adlandırılan dönem, İngiliz Rönesansı’nın gelişmeye başlamasıyla uyanış ve yenilenmenin ortaya çıktığı bir dönemdir.

Lear, tanrının ancak seçkin kullarına verdiği krallığı sebepsiz yere terk etmek suretiyle hata yapmıştır. Konumunu terk etmesine rağmen halen aynı saygıyı görmeyi bekler. Karşılık bulamayan bu isteği yüzünden daha da öfkelenir ve aklını kaybetme noktasına gelir. Kral Lear’ın sağduyusunu yitirmesi sonucu önce maddi olarak elindekileri, ardından aklını,  ailesini ve duyduğu vicdan azabından dolayı en önemlisi de küçük kızı Cordelia’yı yitirmesi, akıldan uzaklaşmanın ne gibi zararlar getireceğini gösterir niteliktedir. Bu, Rönesans düşüncesinin akla verdiği önemin bir göstergesi olarak yorumlanabilir. Lear, ancak aklını kaybedince gerçekleri görecek ve hatasından dönecektir ama bu kısa süreli akıl tutulmasının bedellerini de ödemek durumunda kalacaktır.

Lear, kutsal kabul edilen krallıkla olan ilişkisi bağlamında Ortaçağ düşüncesini temsil ederken, birey olarak kendi seçimlerinin sonuçlarıyla yüzleşmesi bakımından da Rönesans düşüncesine göre ele alınmış bir karakter olarak görülebilir.

Ortaçağ’ın dinsel olana, Rönesans’ın insani olana ilişkin yaklaşımları göz önünde bulundurulduğunda oyunda dinsel olandan çok, bireylerin tercihleri, bu tercihlerin onları içine soktuğu durumlar ve bu durumların sonuçlarını üstlenmeleri bakımından oyun, Rönesans düşüncesiyle ilişkilendirilebilir.

Kral Lear’ın soytarısı da “kral çıplak” diyerek hakikati ortaya çıkaran tam bir Rönesans soytarısıdır. Rönesans soytarısının başlıca özellikleri kimsenin sormaya cesaret edemediği soruları sormak ve kralı bile eleştirebilmektir. Soytarı, bunu sivri diliyle ve ince bir mizah anlayışı çerçevesinde gerçekleştirir.

Oyunda Soytarı, kızına karşı yapmış olduğu haksızlık karşısında Lear’ı vicdanlı olmaya ve sağduyulu davranmaya davet eder. Soytarı bir bakıma Kral Lear’ın altbenliği ya da kaybettiği sağduyusu olarak yorumlanabilir. Shakespeare toplumsal karşılığı bağlamında sınır tanımaksızın her şeye bulaşabilen “soytarı” imgesini oyunda ustalıkla kullanır.

 

Sonun Sorunu

Oyunun sonunda, sonun sorunu yer alır. Sorun bir şekilde çözülmüştür. Lear, kaybettiği iktidarını oyunun sonunda yeniden elde eder ancak ölür. Krallık yönetiminin adil olmayan ellerden alınıp, Kent ve Edgar gibi iki akil adama devredilmesi yönetim boşluğunu doldurur. Bu noktada kraliyet yanlısı olan Shakespeare’in tutumu anlam kazanır.

Kaybedilen şeyin, tekrar bulunmuştur ancak bunun olması fazlasıyla acıya ve ölüme neden olmuştur. Her şeyin bedeli vardır ama acaba olması gerekenin olması gereken gibi olması için illa bir bedelin ödenmesi mi gerekmektedir? Lear’ın oyundaki sözleri yeniden yankılanır: “Hiçten hiç çıkar.”