Bir Mundus Perversus* Olarak Öldürme Üzerine Kısa Bir Film – Özgür Kızılkaya

Film iki cinayet üzerinedir; bir tanesi sıradan bir kişi diğeri devlet tarafından işlenen. İki olay da Polonya’nın sosyalist rejime sahip olduğu zamanda geçer. İşlenen ilk cinayet bir taksicinin tesadüfen seçilerek öldürülmesidir. İkincisi ise taksiciyi öldüren (Jacek Lazar) kişinin idam edilmesidir. İlki ne kadar tesadüfî ise ikinci onun aksine planlıdır. Filmin öne çıkan üç kişisi vardır. İşsiz Jacek, taksici Waldemar, avukat Piotr. Bu üç kişinin hayatı Jacek’in cinayetiyle kesişir. Filmde ilk cinayet öncesinde bu üç kişinin bağımsız hayatlarından kesitler gösterilir. Jacek bir arayış içinde birileriyle iletişim kurmaya çalışır, Avukat stajını bitirme ile uğraşır ve Taksici ise insanlara kötü davranıp işiyle alakasız biri gibi sunulur. Nihayetinde Jacek, Taksicinin aracına binince kişilerin kesişimi ve filmin ikinci bölümü başlar. Bu bölüm aslında cinayet ya da öldürme bölümü olarak görülebilir. Bu bölümde çok uzun ve rahatsız edici iki öldürme sahnesi gösterilir.

Filmin ana ekseni, On Emir’den yola çıkılarak çekilen bir film olması hasebiyle, öldürmeyeceksin, buyruğudur. Bu emir filmde baştan itibaren ironik biçimde kullanılır. Filmin adı, Öldürme Üzerine’dir, film hayvanların ölümüyle başlar, daha sonra bir insanı öldüren kimseyle devam edilerek, kişilerin birbirini öldürmemesi düşüncesini mutlaklaştıran devletin böyle bir eylem doğrultusunda idama yönelmesiyle son bulur. Beşeri yasa, aynı ilahi yasa gibi öldürmemeyi tembihlerken, ilahi yasanın boşluğunu doldurarak, öldürme eylemi sonucu ne olacağını çelişkili de olsa ortaya koyar; ölüme karşı ölüm. Bu durum aynı zamanda başka bir eşitlenmeyi de beraberinde getirir. Jacek Taksiciyi çok vahşi bir şekilde öldürür, iple boğmaya çalışır, olmayınca başını taşla ezer. Devlet ise bu canavarlığa karşı aynı histeriyle cevap verir. Devlet vahşilikte bireyle özdeşleşmeye çalışıyor gibidir ve bunda da başarılı olur. Yasa koyucunun bu kadar öldürme heveslisi görüntüsü, yasanın yani öldürmeyeceksin emrinin içi boşluğunu da yansıtır. İlkenin ilkeyi çıkartanlar tarafından tersyüz edilmesi yozlaşmanın hem nereden başladığını hem de nereye kadar (sıradan bir insan olan Jacek’e) sirayet ettiğini gösterir. İdamın uygulandığı sahne öyle düzenlenmiştir ki devletin bireyden intikam aldığı izlenimi artırılarak verilir. İşini yapmaktan zevklenen cellâtlar, gardiyanların aceleciliği, sahnenin uzatıldıkça uzatılması, Avukat ve Jacek harici herkesin görev başında olup, bu görevi benimseyip, çok sıradan bir iş yapıyor gibi davranması, devletin şiddet tekeli olmasının hatırlatılması manasında tatmin yaşamaya benzer.

Film çok yoğun filtre kullanılarak çekilmiştir. Aşırı bunaltıcı bir ortam, hiçbir nesnenin net olarak gösterilmemesi, şüphe ve örtük bir his yaratma filmin içerdiği anlam ve mesajla uyuşur. Hiçbir ufuk çizgisi gösterilmez, hiçbir umut yoktur. Sahneler hep eğik bir açıyla çekilir. Kurtuluş hissi verebilecek her durumdan ve renkten kaçınılır. Odak neredeyse bütün filmde belirsizdir. Filmin karamsar havası çekimle yoğunlaştırılır. Kişiler bu bulanık ortamda ne yapacağını bilmez haldedir. Önünü göremez, doğruyu seçemez, iyiyle kötüyü ayırt edemez vaziyettedir.

Kieslowski bu filminde çelişkileri ön plana çıkarmaya çalışır. Filmin ismi, emirle olan ilişki ve devletin devam ettirdiği çelişkiye ek olarak birçok şey söylenebilir. Polonya o dönemde sosyalizm ile yönetilmektedir. Bu düşüncenin doğası gereği kişiler arasında statü ve sınıf hiyerarşisi olmaması gerekir. Ancak film Taksici, işsiz bir adam ve Avukatla hareket kazanır. Bunun yanında yargıçlar, gardiyanlar, rahip, polis, kasiyer gibi birçok sınıftan ve statüden insan gösterilir. Bu o kadar fazla sunulur ki, yönetmenin vermek istediğinin bu çelişki olduğu anlaşılır. Başka bir çelişki Avukat’ın stajı bitirmek üzere sınava girdiği bölümde, muhtemelen Jacek’in yargılandığı madde kendisine sorulunca alayla karşılık vermesiyle başlar. Bunun nedeni sorulduğunda idama karşı tutum benimsediği açıktır ve bu tutumunu bir düşünürle temellendirilmesi istenince, Karl Marx’ın, Kabil’den bu yana hiçbir ceza dünyayı iyileştiremedi, sözüyle karşılık verir. Cevabının sonucunda ilgiyle karşılanır ve avukat olmaya hak kazanır. Ancak sosyalist Polonya’nın mahkemelerinde, avukat olmaya hak kazandığı savunusu dikkate alınmayarak Jacek’in idamına karar verilir. Hem bu tutum hem de Marx’ın yani bilimsel sosyalizmin kurucusu kabul edilen kişinin sözlerine tamah edilmemesi, aynı emrin ihlal edilmesine benzer bir çelişki sunar. Marx’ın ilkelerine dayandığını söyleyen bir devlet idamdan sakınmamaktadır.

Filmin ve Dekaloglar’ın diğer parçalarının bir ahlaki sorgulama olduğu açıktır. Ahlak kurallarla oluşur. Kesin çizgisi vardır ve kişilerin davranışlarına yol gösterme amacı taşır. Örneğin söz konusu film için bu, öldürmeyeceksin, kuralıdır. Bu kural ve diğer Dekaloglar için hangi kuraldan hareket edildiyse film içinde onun çiğnendiği görülür. Ahlaki sorgulayış denildiğinde akla ilk gelen şey normal olarak etiktir. Etik insanlara kural koymaz, yapılması gerekeni belirtmez. Etik ilkelerden hareketle koşulları dikkate alarak hangi durumda, hangi konumda hangi eylem doğrudur, bunu açıklamaya çalışır. Ele alınan filmde ahlakın belirlediği kural çiğnenir ancak bundan da öte ilkeler boşa düşürülür. Filmin ana eksenini devlet eliyle ölüm olarak gördüğümüzde, hem öldürmeyeceksin kuralının çiğnendiğini hem de devletin kendi ilkesini hiçe sayması öne çıkar. Bu bağlamda bir ahlak kuralından hareketle, bir etik sorgulayışa ve hem ahlakın hem de etiğin çiğnenmesine şahit olunur.

*Tersine Dünya olarak çevrilen ancak altüst olmuş, yoldan çıkmış bir dünya anlamında bu kavramın anlaşılması daha açıklayıcıdır.