Sahne Dışının Sahnesi – Sözsüz Oyun I – Özgür Kızılkaya

Sözsüz Oyun I, tiyatronun hareket yönüne doğrudan bir gönderme ile oluşturulmuş ve mim olarak tasarlanmıştır. Mim sanatının en önemli özelliği harekete dayalı bir anlatıma ve bundan dolayı evrensel bir aktarıma sahip olmasıdır. Yazarın anlatacağı şeye evrensellik katması açısından da mim ayrıca önem taşır. Bu evrensellik vurgusunu oyunun geçtiği yer olarak çölün seçilmesi de artırır. Nitekim çöl gibi belirsiz, sınırları tahmin edilemeyen merkezsiz bir yerin seçilmesi, doğrudan bir alanı işaret etmemesiyle olayın yaşandığı yeri genelleştirir.

Sahneye fırlatılma ile başlayan oyun sahneye fırlatılanın ıslık ile yönlendirilmesi ile devam eder. Aslında oyunun ıslık ile başladığı da söylenebilir. Nitekim her ıslık çalındığında aslında ıslık çalan kimse sahne dışından sahnedeki kişiyi yönlendirir, oradan ayrılmaya çalıştığında da tekrardan sahneye atar. Bu birkaç kez yaşandıktan sonra sahnedeki kimse artık oraya mahkûm olduğunun bilinciyle hareket eder ve ıslıklar ile yönlendirilmeye başlar. Sahneye çıkarılan kişiye bir ağaç, makas, bir sürahi su, üç küp ve bir kement yollanır. Sonucunda ise aldatmacayla, hayal kırıklığıyla, acıyla tanıştırılır (tantalos). Oyunun sonuna kadar bu duyguları defalarca tecrübe edecek olan sahnedeki kişi çabalamanın gereğini sorgulamaya başlar ve sonunda vazgeçer. Aslında oyunun sonuna kadar çeşitli şeyleri yapmaktan vazgeçer, sonunda ise artık bir şey “yapmamayı tercih eder”.

Sahnedeki kişi sahne dışındakilerle sürekli bir kavga içindedir. Bedenini onların yönlendirmesine bırakır, her istenileni yerine getirir ancak arzusu tükenince bir daha yerinden kımıldamaz. Sahne dışı oyuna görsel (makas, sürahi vs.) ve işitsel (ıslık) araçlarla dâhil olur. Sahnenin dışında olmalarına rağmen oyunla en alakalı kimse onlar gibi gözükür. Bundan dolayı sahneye fırlatılan kişi orada olmaktan memnun değildir ve hep bir çıkış arar, sonunda da arayıştan vazgeçer. Doğrudan sahneyle alakası olan, oyunu yürüten kişiler sahne dışındadır. Yazarın sahne dışını neredeyse sahneye çıkarıp birebir oyunun oluşmasını sağlayan kimseler olarak belirlemesi ironiktir.

Sahne dışı sahnedeki kimseyi oyuna dâhil etmeye çalışırken onu bir işkence seansı içine sokuyor gibidir. Önce sahneye fırlatırlar sonra onun sahneden çıkmasına yarayacak araçlar göndererek onunla oynamaya başlarlar ve hayal kırıklığına uğratırlar. Sahnedeki kişinin orada olmaktan başka yapacak bir şeyi yoktur; ilk başta sahnede olmaya sonra denemeye en sonunda da orada oluşunu kabullenmeye mahkûm kılınır ve onun orada kımıldamadan durması, sahneden ayrılmaya çalışması bile oyuna dâhildir.

Oyunun en önemli özelliği aslında sahne yönelimlerinden, didaskaliden oluşmasıdır. Sanki bir tiyatro metninin bütün diğer parçaları çıkarılmış ve sadece parantez içleri bırakılmışa benzer. Tiyatronun kendi araçlarıyla sahneyi vurgulamasının bir aracı olarak Beckett, sadece hareket planını, ikonik göstergeleri içeren bir oyun yazmıştır. Tiyatronun kendine, sahnesel olanaklarına vurgu yapması meselesini oyunlarında çeşitli biçimlerde gösteren yazar, bu oyununda parantez içlerini oyun metni haline getirmesiyle tiyatronun hem hareket hem de sahne direktiflerini içeren yanına dikkat çekmiştir. Hem de bunu (parantez içlerini), konvansiyonel tiyatronun saklanması gereken ve yanılsama yaratmayı destekleyecek bir unsur olarak benimsemesine karşılık, Rus biçimcilerinin alışkanlığı kırma tekniklerine benzeyen bir tavırla direkt olarak, görünür vaziyette sahneye taşımıştır. Nihayetinde tiyatronun metinsiz de olabileceğini ve performatif yanını görünür kılmıştır.