Angelopoulos Sinemasının Özeti: Ağlayan Çayır – Özgür Kızılkaya

Theodoros Angelopoulos filmlerinin benzersiz ve iç içe geçmiş bir teması vardır. Yönetmen 1935 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın arifesinde doğar ve bu dönem ve sonrası Yunanistan’ındaki bütün olayları filmlerine taşır, bunları bir gelişim çizgisi içerisinde işler. Bütün filmlerinin motifi olarak kendisini hedefe koymuş olsa da, doğumundan önceki olaylara da bakış atmaktan vazgeçmez. Bu bağlamda Birinci Dünya Savaşı’ndan doğumuna kadar olan tarihi bir arka plan olarak hep göz önünde tutar. Filmleri bir tarihin içine yerleştirilmiş gibidir. Karakterlerin psikolojileri ya da iç dünyaları üzerinden ilerlemektense, onların tarih içindeki varlıklarına yönelmeye meyillidir. Yüzyılın tarihini Saraybosna’dan başlatıp orada bitirmeye heveslidir. Ancak genel dünya ya da Avrupa tarihini değerlendirse de daha çok onu, tarihin Yunanları etkileyen tarafı ilgilendirir. Ağlayan Çayır bunun bariz bir örneğidir. Filmin başında Odessa Kızıl Ordu tarafından işgal edilmektedir ancak yönetmenin yöneldiği nokta bu olmaktan çok mülteci olan Yunanların oradan tekrar yurtlarına dönmeleridir. Bütün film boyunca karakterler tarihin taşıyıcısı konumundadır. Anadolu’dan göç ettirilen, Odessa’dan ayrılmak zorunda olan Yunanlar bütün film boyunca göçmen konumundadır. Kendi yurtlarında dahi mülteci görüntüsünde sürekli bir taşınma söz konusudur. Bundandır ki, bir tiyatroda kalan Küçük Asya’dan göçmüş Yunanların yaşantısı Ağlayan Çayır’ın önemli sahnelerindendir. Bu mültecilik ve savaş durumu iç içedir. Savaşların sonunda dünya iki kutuplu bir yer haline gelir. Sovyetlerin yükselişi filmin başında verilirken, karşısında ABD’nin yer alışı karakterlerin orayı kendilerine bir kurtuluş kapısı olarak görmeleriyle sunulur. Ağlayan Çayır, 1919 yılından 1949 Yunan İç Savaşı’nın bitişine kadar olan süreci kapsar. Bu süre içerisinde daha önce bahsedilenlerin dışında Metaksas Diktatörlüğü, İkinci Dünya Savaşı ve ona direniş ve İç Savaş vardır. Bu motifler Angelopoulos sinemasının benzer ve tipik temalarıdır.

Angelopoulos filmlerini incelemek için diğer yönetmenleri inceleme anlayışının dışına çıkılması gerekir. Angelopoulos tarzından olmayan diğer yönetmenlerin sadece filmlerini odağa alarak bunlar analiz edilebilirken, ele aldığımız yönetmen için onun yaşantısına dönüp bakmak zorunludur. Filmlerinde kullandığı isimler, kendi yaşantısında yakın çevresinde olan kimselerin isimleridir. Ağlayan Çayır’da kullandığı babanın adı (Spyros) kendi babasının da adıdır ve birçok filminde bu isme rastlanır. Yine Eleni, kızının ismidir ve filmlerinde sıkça bu isme başvurur. Babasının kendilerini küçük yaştayken terk etmek zorunda kalması filmlerinde işlediği baba-oğul ilişkilerinin anahtarıdır. Ağlayan Çayır’da da bu ilişki hep bir sorun taşır. Başka dönemlerin ruhunun taşıyıcısı olma fikri baba-oğul ilişkisi içinde verilmeye çalışılır. İkinci Dünya Savaşı ve İç Savaş görüntülerine fazlaca eğilmesi onun çocukluğunun geçtiği dönemlerin yansıması gibidir. Daha sonra edindiği fikir, bağlandığı düşüncelerin karşılığı olarak işlediği konuların anlaşılabilmesi adına hep dönüp bakılması gereken yer olarak kendi yaşamını işaret eder.

Angelopoulos sinemasında yolculuk, göç ile birlikte değerlendirilebilecek ancak aynı zamanda onu da kapsayan bir serüvendir. Burada kullanılan yolculuk sözü ilk akla gelen anlamının dışında, tarihin ve belli düşüncelerin içinde bir yolculuk olarak anlaşılmalıdır. Karakter evinden ayrılır, risk alır ve bir arayışa girer bunun sonucunda da bir şeyler öğrenir. Ağlayan Çayır bunun konsantre halidir. Eleni ve sevgilisi Aleksander evden ayrılıp bir yolculuğa başlar ve çeşitli olaylardan sonra özellikle Eleni öğrenme sürecinin sonuna gelir. Anlatı zamanı boyunca tarihin belli anlarında dolaşmaya, bazı fikirlerin taşıyıcısı olmaya, kendi kimliklerinin kavranmasına ve devamlı yeni insanların tanınarak onların ruhlarının gezilmesine kadar çeşitli yolculuklar yapılır.

Yunan mitolojisi yönetmenin sıkça başvurduğu kaynaklardandır. Özellikle Odysseus ve Penelope sıkça göndermede bulunulan mitlerdir. Bunları Homeros’un anlattığı biçimiyle değil efsaneye dayanan şekliyle alır. Örneğin Odysseus, evine döndükten sonra bile tekrardan yolculuğa çıkan birisi olarak yansır filmlerine. Mitleri günlük yaşamın içine sokmaya ve sıradan insanlarla onların bağlantısını kurmaya çalışır. Ağlayan Çayır’da çok yönlü mit kullanımı söz konusudur. Bir tanesi Eleni ile Truvalı Helen’in birleştirilmesidir. Savaşın, yıkımların en fazla mağduru olarak kadınların ele alınması bağlamında bu mitle ilişkilendirilebileceği gibi, aynı zamanda Truvalı Helen’in yalnızlığına benzer bir yalnızlık taşır Eleni. Filmin başında da sonunda da mitolojide Truvalı Helen’e olduğu gibi kimsesi yoktur ya da kimsesiz kalır. İkinci mit kullanımı ise Penelope’dir. Eleni hep bir beklenti içindedir. Savaşın bitmesi, kocasının ve çocuklarının geri dönmesi, onlara kavuşma isteği bağlamında Penelope’yle ilişkilidir. Aleksander’ın gemiye binecekken Eleni tarafından dokunulan yünün çözülmesi bu mitin göstergelerinden sayılabilir. Kocasının evden ayrılıp başka bir savaşa girişi de Odysseus Penelope ilişkisini çağrıştırmaktadır. Ancak daha önce de dediğimiz gibi Angelopoulos’un Odysseus’larında, Homeros’un metninden farklı olarak dönüş ve sonunda mutlu oluş yoktur. Üçüncü olarak ikiz kardeşler Yanni ve Yorgi, Eteokles ve Polyneikes kardeşler gibi farklı cephelerde birbirlerine karşı savaşan kişilerdir. Bu da mitle başka bir yerden kurulan ilişkiye verilecek örneklerden sayılabilir. Son olarak Spyros’un cenazesinin Hades’in yaşadığı ölüler ülkesine Styks nehri üzerinden gidilmesine benzer bir törenle taşınması da bir başka mitoloji bağlantısıdır.

Yönetmen filmlerini daha çok Yunan kırsalında, Yunanistan’ın kuzey bölgelerinde çekme taraftarıdır. Bu tutum birkaç nedene dayanır. Birincisi, teknik bir neden olarak, yakalamak istediği puslu, sisli, insanın yönünü şaşırtacak denli netlikten uzak görüntüyü Yunanistan’ın ancak o bölgelerinde yakalayabilmesidir. İkincisi daha çok Atina’da yaşayan Yunan halkının günlük yaşantısının kırılıp ardına bakması isteğidir. Atina’da yaşayan halkın teveccühü aslında kültürünü, karşılığını ya da kökenini işaret edilen kırsal bölgelerde bulmaktadır. Bundan dolayı da tarihselleştirmeden ve kökensel bağın yansıtılmasından hoşlanan yönetmen filmlerini o bölgelerde çekmektedir. Bir başka nedeniyse, bu nedenler arasında en önemlisi sayılabilir. Yunanistan’ın kuzey bölgelerinde genellikle sınırlarda filmlerini çekme eğiliminde olan Angelopoulos, sınırların anlamsızlığı, daimi göç, insanların arayışı ve kimliksizliği üzerinde durması hasebiyle de bu coğrafyaya yönelir. Yunanistan’ın tek kara sınırının bu bölgede oluşu da düşünüldüğünde, tercihin nedeni açığa çıkar. Ağlayan Çayır sınırda olma ve göç etme halini verme çabasındadır. Filmde Odessa’dan bir başka sınır kenti olan Selanik’e göç edilir ve Eleni’nin Selanik’ten ayrılamayışı bütün filmleri birbirinin devamı görüntüsünü taşıyan Angelopoulos’un da coğrafya olarak kuzeyi hiç terk etmeyişi, filmlerinin sınırda olma anlamında bütünlüğü açısından tamamlayıcı olur.

Yolculuk hali, mültecilik, yakın dönem Yunan tarihi, filmlerin otobiyografik özellikler taşıması, kaynağını mitolojiden alması, tarihin bağlamına yerleştirilmiş karakterler, olayların sınır bölgesinde geçmesi Angelopoulos sinemasının en bilinen özelliklerindendir. Bu özellikler Ağlayan Çayır’ın da merkezinde durur ve yönetmenin filmografisinin özeti haline gelir.