Eleştiri Kuramları ve Alımlama Estetiği – Sunum Notları

ECO: Yazar, yazmayı bitirdikten sonra metnin yolunu tıkamamak için ölmelidir.

BARTHES: Okurun doğumu, yazarın ölümü pahasına gerçekleştirilmelidir.

PAVİÇ: Hep yetenekli yazarlardan bahsediyoruz, artık yetenekli okurlardan bahsedelim.

GADAMER: Anlamak, konuyu anlamak kadar, kendini de konuda anlamaktır.

  • Alımlama Estetiği, Okur Merkezli Eleştiri Kuramları alt başlığında incelenen kuramlardan biridir. Bunun için öncesinde kısaca da olsa Eleştiri Kuramları’na değinmek gerekir.
  • ELEŞTİRİ: Günlük dilde “yergi”, “kusurları, yetersizlikleri ortaya koymak” olarak kullanılır; kavramsal olaraksa “anlamlandırma, açıklama, değerlendirme çabası ya da bir okuma deneyiminin aktarılması” anlamını taşır.
  • Bugün anladığımız şekliyle ilk eleştiri örnekleri 17. yüzyıldan itibaren görülür.
  • Berna Moran, Eleştiri Kuramları’nı 4 başlıkta inceler: Toplum Merkezli Eleştiri, Yazar Merkezli Eleştiri, Eser Merkezli Eleştiri, Okur Merkezli Eleştiri.

TOPLUM MERKEZLİ ELEŞTİRİ

  • Toplum Merkezli Eleştiri’yi temel alan görüşlerin ortak noktaları bir eseri ele alırken, eserin dış dünyayla ilişkisiyle ilgilenmeleridir.
  • Tarihin ve toplumun yazarı nasıl etkilediği, eserin ortaya çıkmasında etkisi olan faktörler incelenir.
  • Tarihsel Eleştiri
    • Okurun geçmiş yıllarda yazılmış bir eseri anlayabilmesi için eserin yazıldığı çağdaki koşullar, inançlar, gelenekler, sanat anlayışı gibi konularda bilgi sahibi olması gerekir.
    • Okur adeta o çağın okurunun gözünden esere bakabilmelidir.
    • Eserin sanat yönünden çok, eser hakkındaki bilgilere yoğunlaşılır.
  • Sosyolojik Eleştiri
    • Sanat yapıtı bir toplumun içinde oluşur ve o toplumun ifadesidir.
    • Yazarı ve eseri, sosyal koşullar belirlediğine göre bu koşullar incelenmelidir.
    • Bilimsel yöntemin başarısından etkilenerek edebiyattaki öznellikten kurtulmak ve kesin sonuçlara varılmak isteniyor.
    • Sanat yapıtları, fizik olaylar gibi belli nedenler sonucu ortaya çıkarlar ve sosyal, politik, çevresel koşullar tarafından belirlenirler.
    • Bilim gibi, sosyolojik eleştiri de bir şeyi açıklamanın onun nedenlerini ve etkilerini açıklamak şeklinde olduğunu düşünür.
  • Marksist Eleştiri
    • Tıpkı sosyolojik eleştiri gibi, sanat yapıtının ortaya çıkış nedenlerini araştırır ama daha çok Marksist ekonomik koşulları ve sınıf çatışmalarını esas alarak, nedenleri bunlar üzerinden açıklamaya çalışır.

YAZAR MERKEZLİ ELEŞTİRİ

  • Eser ancak yazarın hayatının ve içinde bulunduğu çevrenin incelenmesiyle anlaşılabilir.S
  • Sanatçı istemese de eserlerine kişiliğini yansıtır. Kullandığı temalar, imgeler, karakterler kişiliğini açığa vurur.
  • Eseri aydınlatmak için sanatçının hayatı ya da sanatçının kişiliğini aydınlatmak için eser incelenir, eser adeta bir belge gibi kullanılır.
  • Eserin gerçek anlamı yazarın kafasında tasarladığıdır ve eseri meydana getiren bu duygular ve fikirler keşfedilebilirse eserin gerçek anlamı da ortaya çıkar. Yazarın yapmak istediğini yapıp yapamadığı değerlendirilerek başarı derecesine karar verilebilir.
  • Eseri değerlendirirken yazarın amacını bilmenin, istediği şeyi yapıp yapamadığını değerlendirmek için gerekli olduğu düşünülür ancak bu, başarılı sanatçıyla başarılı eseri birbirine karıştırmak demektir. Bir sanatçının hedeflediğini yapmış olması tek başına başarılı bir sanat eseri ürettiğinin göstergesi değildir.

ESER MERKEZLİ ELEŞTİRİ

  • Eleştiri için gerekli bütün veriler eserin kendisinde vardır. Bu yüzden yazar ya da eserin yazıldığı koşullar değil, eserin kendi incelenmelidir.
  • Her sanat eseri belli bir yapıda olduğu için teknikten söz etmek her şeyden söz etmektir.
  • Yapısalcılar için, sanatçı eserin anlamını belirleyen bir otorite değildir. Bir metnin birden çok anlamı vardır ama bunlar yine yapı içerisinden türetilecek anlamlardır.

OKUR MERKEZLİ ELEŞTİRİ

Duygusal Etki Kuramı

  • Eserin anlamı kendisinde mevcut değildir, eserle okur arasındaki etkileşimle okur tarafından üretilir.
  • Önemli olan eserin ne anlattığı değil eserden ne anlaşıldığıdır.
  • Bir eser; okuru ahlaki, dinsel, politik pek çok yönden etkileyebilir ama Duygusal Etki Kuramı, sadece sanatın sanat olarak yaptığı etkiye odaklanır.
  • Sanat eseri bilgi vermek, eğitmek, belli bir takım duygular uyandırmak gibi etkiler meydana getirebilir ancak bunların hepsi zevk verme özelliğinin sonucu olarak ortaya çıkar.
  • Hoşlanma duygusu uyandıran her şey sanat değildir ama her sanat eseri hoşlanma duygusu uyandırır.
  • Sanat eserini zevk veren diğer şeylerden nasıl ayırt edeceğiz? Estetik tutum sayesinde.
  • Estetik tutumda esas olan çıkar gözetmemek yani bir esere yararlanmak ya da kullanmak için değil zevk almak amacıyla yaklaşmak esastır. Örneğin bir editörün roman okuması ya da bir kültürü anlamak için o kültürde geçen bir romanı okumak estetik bir tutum değildir.
  • Sanatın görevi psikolojik bir takım etkileri tetiklemektir.
  • Duygusal Etki Kuramı ve Alımlama Estetiği arasında benzerlikler bulunsa da Duygusal Etki Kuramı’nda okur, eser tarafından uyarılan edilgin bir konumdayken; Alımlama Estetiği’nde ise okur yaratım sürecine katılma ve kendi estetik yaşantısını esere aktarabilmesinin mümkün olması bakımlarından etken konumdadır. 

Alımlama Estetiği Kuramı

  • 1960’ların sonunda Almanya’da ortaya çıkmış. Öncüleri Wolfgang Iser ve Hans Jauss.
  • Konstanz Üniversitesi’nde ortaya çıktığı için bu görüşün temsilcileri Konstanz Grubu olarak adlandırılıyor.
  • Modern çağın yöntemleri postmodern sanatı açıklamakta yetersiz olduğundan bu yapıtları değerlendirmek için başka bir yöntem aranıyor ve Alımlama Estetiği ortaya çıkıyor.
  • “Yazarın söylediği şey, çoğu kez yazarın söylemek istediği şey değildir” yaklaşımı, Postmodenizm öncesine Alımlama Estetiği’nin öncü fikri olarak yer alıyor. Başta bilimsel bulunmayan bu yaklaşım Postmodern yapıtların çoğalmasıyla birlikte daha popüler hale geliyor.
  • Berna Moran’a göre Alımlama Estetiği’nin öne çıkmasının sebebi modern edebiyat. Modern edebiyatın, okuru eserlerde belirsiz bıraktığı yerleri çözmeye davet etmesi okurun aktif konuma gelmesine yol açıyor.
  • Alımlama, edilgin konumda bir anlama olayı değil, sanat yapıtını ortaya çıkaran etkin bir anlama şeklinde tanımlanabilir.
  • yüzyılın ortalarına kadar pasif durumda olan okur, etkin konuma geliyor.
  • Alımlayıcının eserle ilişki süreci, bir bilgilenme süreci değil, üretime katılma süreci.
  • Artık sanat yapıtına bir nesne değil bir olay olarak bakılıyor. Sanat yapıtı nesne olmaktan çıkıp yapıtla alımlayıcı arasında gerçekleşen bir olay haline geliyor.
  • Geleneksel yorum anlayışı, sanat yapıtının bir anlamı vardır ve yorumcu da bu saklı anlamı ortaya çıkartır şeklinde. Alımlama Estetiği’ne göre ise eserin yazar tarafından önceden belirlenmiş tek bir anlamı yoktur. Yazarın tek taraflı bir aktarımı söz konusu değildir. Birikim ve tecrübesiyle okur da üretime katılır.
  • Alımlayıcı, sanat yapıtının anlamını kendi yaşam deneyimi ve birikimiyle oluşturur. Bu yüzden Postmodern sanat, niteliksiz tüketiciye itici, nitelikli tüketiciye ise çekici gelir. Bununla ilgili olarak Borges’in “Averroes’un Arayışı” hikayesi: İbn-i Rüşd, Poetika’yı yorumlamaya çalışırken, daha önce hiç tiyatro seyretmediği için “tragedya” ve “komedya” kelimelerinin ne demek olduğunu anlayamıyor. Seferden dönen gezgin Ebülkasım anlatıyor:

“Bir ikindi, Sin Kalan’lı Müslüman tacirler beni bir sürü insanın birlikte oturduğu, ahşap kaplamaları boyalı bir eve götürdüler. Evi tanımlamak olanaksız ya, daha çok üst üste dizilmiş sıra sıra bölmelerden, balkonlardan oluşan bir tek odayı andırıyordu. Bu oyuklarda yiyip içenler göze çarpıyordu, yerlerde de taraçada da. Taraçadakiler, davul ve lut çalıyorlardı, Tanrı’ya yakaran, şarkı söyleyen ve konuşan on beş-yirmi kişiyi (kızıl maskeliydiler) saymazsak. Zindan işkencesi çekiyorlardı ama kimse zindan falan göremiyordu; at sırtında gidiyorlardı ama at falan görünmüyordu; çarpışıyorlardı ama kılıçları kamıştandı; öldükleri an, yine doğruluyorlardı.” “Delilerin edimleri,” dedi Farah “usluların öngördüklerini kat kat aşar.” “Onlar deli değildiler,” diye açıklamak zorunda kaldı Ebülkasım. “Tacirin anlattığına göre bir öyküyü canlandırıyorlarmış.” “Konuşuyorlar mıydı?” diye sordu Farah. “Tabii konuşuyorlardı,” dedi Ebülkasım, bir zamanlar kafasını oldukça karıştırmış, artık güçlükle anımsadığı bir gösterinin sözcüsü kesilerek, “Hem konuşuyorlar, şarkı söylüyorlar, hem de söylevler veriyorlardı.” “Bu durumda,” dedi Farah, “yirmi kişiye gerek yok. Bir tek konuşmacı istediğini anlatabilir, ne kadar güç olursa olsun.” Herkes bu sava katıldı. / “Ariustu, kasidelere tragedya, taşlamalarla kargışlamalara da komedya adını veriyor. Gerek Kur’an’ın sayfaları, gerek tapınağın muallakaları yetkin tragedyalar ve komedyalarla doludur.”

  • Temel soru şu: Bir esere anlamı yazar mı koyar, yoksa o esere anlamı okuyucu mu verir?
  • Alımlama Estetiğine göre anlam, okurun katılımıyla tamamlanır. Metnin asıl anlamını okur verir.
  • Yazar-okur (üretici-alımlayıcı) rolleri değişmiştir. Asıl yaratıcı artık alımlayıcıdır. Anlam, yalnızca üreticiden değil alımlayıcıdan da kaynaklanır.
  • Alımlama Estetiği’ne göre yazar da eseri karşısında diğer okurlar gibi bir okurdur. Yani o da aslında bir bakıma kendi eserinin alımlayıcısıdır. Dolayısıyla yazarın eseri hakkındaki yorumu da diğer yorumlar gibi bir yorumdur. Metinlerarasılıkla bağlantılı olarak düşünüldüğünde sonuçta yazar da pek çok başka eseri okuyup anlamlandırmış bir okur olarak eserini üretir.
  • Yaratıcı süreç yapıtın üretim süreci değil tüketim sürecine kayıyor.
  • Alımlama Estetiği’ne göre sanat yapıtları birden çok anlam içerirler, yani çokanlamlıdırlar ve sayısız yoruma tabi tutulabilirler. Her sanat yapıtının alımlayıcısı ve alımlanma sayısı kadar yorumu vardır. Her alımlayıcı yapıtı farklı alımlayacağı ve anlamlandıracağı gibi, aynı alımlayıcı da farklı zamanlarda aynı yapıtı farklı alımlar ve anlamlandırır.
  • Alımlama Estetiği’nin okuru ön plana çıkarmasının ardında okurla yapıt etkileşiminin, yazarla yapıt etkileşiminden fazla olduğu düşüncesi yatar. Yani bir yazar bir yapıtı bir kez yazar, ama her bir farklı okuyucu o eseri her seferinde farklı bir biçimde okur.
  • Aynı nehirde iki kez yıkanılamaması gibi, aynı eser de iki kez aynı biçimde alımlanamaz. Bu yaklaşıma destek olarak kutsal kitaplar örnek verilebilir. Dünyanın geldiği nokta göstermektedir ki yüzyıllardan beri kutsal kitapları bir okuyan, diğer okuyanla hiçbir zaman aynı şeyi anlamamıştır.
  • Alımlama Estetiği fikrinin öne çıkmasıyla birlikte doğru veya yanlış yorum tabirleri geçerliliğini kaybeder. Artık tutarlı ya da tutarsız dayanaklı ya da dayanaksız yorumdan bahsedilebilir. Önemli olan yorumu temellendirmektir.
  • Her birey sanat yapıtına kendi perspektifinden bakar. Tıpkı herkesin dünyaya kendi açısından bakması gibi. Sanat yapıtı bir çalar saat gibidir. Onunla herkes uyanır ama herkes başka bir hayata uyanır.
  • Alımlama Estetiği’nde içinde bulunulan durum ve geçmiş yaşantı alımlamayı farklılaştırır.
  • Alımlama Estetiği’ne göre okur, bir esere yaşadığı dönemin tarihsel, toplumsal, kültürel çerçevesinden bakar. Her okurun bir “deneyim ufku” bir de “beklenti ufku” vardır. Deneyim ufku, okuyucunun metni okumadan önceki tecrübeleridir. Okuyucu, metni alımlarken bunlardan kendini soyutlayamayacağı gibi, aynı zamanda metni okurken de deneyim kazanır. Beklenti ufku ise, okurun yapıttan haz alma, öğrenme gibi bazı beklentiler içinde bulunmasıdır. Okuyucu bu tür beklentilerle yapıta yaklaşır ve beklentileri alımlamayı etkiler.
  • Bazı durumlarda bir eser mevcut beklenti ufuklarına uymadığı için, okurlarda yeni bir ufuk açar. Bir süre sonra o yeni ufuk da bir beklenti ufku haline gelir ve gelişim böyle sürüp gider. Gadamer, “edebiyat eseri çağına ait ve çağına kadar gelen bakış açılarına cevaplar verdiği gibi kendisinden sonra gelişecek bakış açılarına da cevap verecek bir potansiyele sahiptir” der. Ölümsüz olarak nitelenen sanat eserlerini düşündüğümüzde bu sihirli formülün işlediğini fark ederiz.
  • Fizik, aslında hiçbir maddenin birbirine değmediğini söyler, çünkü atomlar arasında boşluklar vardır. Bunun gibi, sanat yapıtı da bir takım boşluklardan ve belirsizliklerden oluşur. Yapıt okura sunulan bir ipucudur. Alımlayıcı ipuçlarını takip ederek yapıttaki boşluk ve belirsizlikleri kendi yaşam deneyimi ve tecrübesine dayanarak doldurur. Böylece yaratım sürecine dahil olur.
  • Alımlama Estetiği’nin temelinde alımlayıcının sanat yapıtındaki boşlukları doldurması, belirsiz alanlar belirli hale getirilmesi ve yapıttaki düzensizliklerin kendi aralarında kurdukları düzeni çözümlemesi fikri yatar.
  • Bir yazar, eserinde her şeyi söyleyemez. Örneğin yazar, bir adamın bir caddede yürüdüğünü söylediğinde, bunu okuyan herkes adam, cadde ve yürüyüşüyle ilgili boşlukları kendince doldurur. Yazar, bunun üzerine her yeni bir şey söylediğinde, belirsiz olanı belirginleştirirmiş gibi görünür ancak durum aslında tam aksi yönde gelişir. Verilen her bilgi, başka yorumlara kapı açar. Okur, bir yandan boşlukları doldururken bir yandan da yorumuyla yeni boşluklar ortaya çıkarır ve bu sonsuz bir süreç halini alır. Bu bir paradokstur. Yapıtın verdiği bilgi arttıkça belirsizlik de artar. Bilgi arttıkça çağrışımlar ve yorumlar da artacağı için belirsizlik derinleşir.
  • Sonuç olarak Alımlama Estetiğine göre bir yapıtın tek bir doğru yorumu yoktur. Yapıtın anlamı kendisinde hazır olarak bulunmaz, içerdiği bazı ipuçlarına göre okur tarafından yavaş yavaş oluşturulur. Anlam, metinde potansiyel olarak bulunur ve alımlayıcı tarafından açığa çıkarılır.
  • Tiyatro açısından bakacak olursak klasik yaklaşımda bir oyunun tek bir anlamı vardır ve seyircinin izlediği oyuna getirdiği yorum, bu anlamla ne kadar örtüşürse hem oyun iyi sahnelenmiş hem de izleyici oyunu anlamış sayılır.
  • Sahnelemesini Alımlama Estetiği’ne temellendiren yönetmenlerin oyunları, bu klasik yaklaşıma göre değerlendirildiğinde çoğunlukla ya beğenilmez ya da saçma bulunur. Çünkü bu tür oyunlar, beklenenden farklı iletişim yolu izlemektedir.
  • Tamamlanmış tek bir anlamı aktaran oyunların yerini alımlamayı yönlendiren ve kışkırtan oyunlar alıyor.
  • Bu noktada seyirci bir karar vermek durumundadır. Ya, yapıtın bir anlamı var ve ben onu bulacağım diyerek sıkıntıdan patlayacak ya da yapıtın anlamını ona ben vereceğim diyerek üretme yolunu tercih edecektir.

 

KAYNAKÇA

Eagleton, Terry. Edebiyat Kuramı. Çeviren: Tuncay Birkan. İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2014.

Eco, Umberto. Alımlama Göstergebilimi. Çeviren: Sema Rıfat. İstanbul: Düzlem Yayınları, 1991.

Ekiz, Tevfik”. “Alımlama Estetiği mi Metinlerarasılık mı?” Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi. 2006, sayı: 47.

İprişoğlu, Zehra. Tiyatroda Alımlama. İstanbul: Papirüs Yayınevi, 2004.

Karaca, Emire Zeynep. “Alımlama Estetiği İlkelerinin Ernesto Sábato’nun El Túnel adlı Yapıtında Kavramsal Uygulaması” Yayınlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İspanyol Dili ve Edebiyatı Bilim Dalı, 2007.

Moran, Berna. Edebiyat Kuramları ve Eleştiri. İstanbul: İletişim Yayınları, 2013.

Ötgün, Cebrail. “Sanat Yapıtına Yaklaşım Biçimleri” Gazi Üniversitesi G.S.F. Sanat ve Tasarım Dergisi. Aralık 2008, sayı: 2.

Özbek, Yılmaz. Postmodernizm ve Alımlama Estetiği. Konya: Çizgi Kitabevi Yayınları, 2005.

Rifat, Mehmet. Eleştiri Kuramcıları. İstanbul: Sel Yayıncılık, 2008.

Türkyılmaz, Mustafa – Remzi Can – Abdulkerim Karadeniz. “Alımlama Estetiği ve Okur Merkezli Yaklaşımın Eski Edebiyat Eğitimine Uygulanması. Selçuk Üniversitesi Ahmet Keleşoğlu Eğitim Fakültesi Dergisi. 2010, sayı: 29.

Yücel, Faruk. “Alımlama Estetiği Açısından Çeviri” Ç. Ü Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 2006, sayı: 1.