Robert Wilson Tiyatrosu – Sunum Notları

ROBERT WILSON

  • 1941 yılında Teksas’ta doğmuş
  • 17 yaşına kadar konuşma bozukluğu varmış, bir tür kekemelik sorunu
  • Dans hocasının yardımıyla bu bozukluğu atlatmış, bundan sonra da zihinsel engellilere bedensel anlatım dersleri vermeye başlamış
  • Yönetmen, dansçı, oyun yazarı, oyuncu, ressam, heykeltıraş, ses ve ışık tasarımcısı, koreograf, iç mimar, pedagog, terapist
  • Bugüne kadar 100’den fazla prodüksiyon gerçekleştirmiş
  • Babasının aynı anda birkaç kanalı izlemesinin sanat anlayışını etkilediğini söylüyor

 

ALGI FARKLILIKLARI KURAMI

  • Biri otistik, biri sağır dilsiz iki çocuğu evlat edinmiş.
  • Atölyesinde sağır-dilsiz Raymond’ın jestlerini ve seslerini oyuncularına taklit ettiriyor, bedenle dinleme, algılama ve iletişim üzerine çalışmalar yaptırıyor
  • Otistik Christopher ile çalışırken, onun sözcükler kullandığını, ama bunların konuşmanın genel amacına uymadığını görüyor, Cristopher; sözcükleri ses, müzik ve bazen de görsel biçim alabilecek şekilde kullanıyor
  • WILSON: Christopher gündelik sözcükleri alıp bozuyor, sözcükler durmadan değişen ve birbirine karışan moleküllere dönüşüyor. Kodları hep yeniden tanımlıyor. Konuşurken yavaş yavaş kurguluyor. Görsel kurgular oluşuyor. Yaptıklarına mantıksal düzlemde yaklaşmadım, bir sanatçı olarak alımlamaya çalıştım. Chrisopher ve Raymond’ın dile yaklaşımları bir sözcüğün anlamını öğrenmeden seslere ve tınılara tepki gösterdiğimizi kanıtlıyor. Demek ki dilin bir özü var, evrensel bir boyutu.
  • Wilson, dilin iletişim amacı dışında bu şekilde kullanılmasından ve dilin müziksel yanını ön plana çıkarma fikrinden hareketle Algı Farklılıkları Kuramı’nı oluşturmuş
  • İnsanın hayata ilişkin iki tür algısı vardır ve bunları iki türlü türlü ekrana kaydeder. Dış ekranda nesnelere ve olaylara, benzer insanlarla benzer anlamları yüklediğimiz genel geçer anlamlar yer alır. İç ekranda ise imgeler öznel olarak algılanır ve kişiye özel anlamlar üretilir. Gerçeklik hem kültürel hem de bireysel olarak algılanır. Wilson bu bireysel algılamaya yönelir
  • WILSON: Küçük parçalar, genişletilmiş bir zaman diliminde sunulduğunda insan algısının derinliğini arttırıyor ve bu algı ötesi izlemenin bir tür transa yol açacağını söylüyor. Pek çok oyununun süresinin uzun olması bununla açıklanabilir

ROBERT WILSON TİYATROSU

  • Yeni Biçimselcilik akımına içerisinde değerlendiriliyor, Wilson’un başını çektiği bu tiyatro anlayışına “imge tiyatrosu” da deniyor, kendisi ise “otistik tiyatro” tanımını tercih ediyor
  • 80 sonrasında daha çok metne dayanan oyunlara yöneliyor
  • Oyunları müzikale yakın olarak değerlendirilebilir
  • Alışılagelmiş kalıplardan ve dekor anlayışından söz etmek mümkün değil
  • Oyunlarında genel özellikleri ağır tempo, tekrar eden müzik, tekrar eden göstergeler
  • Oyunlarında olgu hikayeden, görsel etki, oyuncudan; düşsel olan, yorumlanandan üstündür
  • Düşlere benzeyen, imgelerden oluşan, görsel ve işitsel bir kolaj
  • Louis Aragon, Wilson için “gerçeküstücülüğün varisi” demiş
  • Anlamdan ziyade biçim ön planda
  • Soyut bir anlatıma dayalı
  • Dilin anlamsal değil sessel özelliğinin ön planda olduğu
  • Daha çok, izleyicinin görsel algısına yönelen
  • Her şeyin matematiksel bir kesinlikle hesaplanmış olduğu
  • İmge kolajlarından oluşan bir tiyatro. Anlatılan belli bir hikaye yoktur fakat bu imge kolajları sadece yönetmenin bildiği bir hikaye olduğu izlenimi uyandırır
  • Robert Wilson oyunları, dış gerçekliğe göndermede bulunmayan, bunun yerine kendi gerçekliğini üreten oyunlardır ve Wilson’un “izleyicinin çıkardığı anlam, yorumdur” ifadesinde de yer aldığı üzere anlam, artık yapıtla alımlayıcı etkileşiminin bir ürünü olarak ortaya çıkmaktadır.
  • Robert Wilson tiyatrosunda yapıtın nasıl bir anlam aktardığı değil, alımlayıcısını nasıl bir üretkenliğe yönlendirdiği önemlidir. Fakat bu noktadaki üretkenliğe yönlendirme, izleyiciye sonsuz bir özgürlük alanı tanınır anlamına gelmez. Çünkü yapıt, “ben buyum ve isteyen istediğini anlar”dan ziyade, belli temellere sahip bir düşüncenin tekrar tekrar ve farklı biçimlerde alımlanabilmesi için bitmemiş şekilde düzenlenmesi üzerine kuruludur.

 

SAHNELEME

  • Sahnelemesi, uzamın kullanımına ve imgelere dayanıyor
  • WILSON: Uzamı yatay, zamanı dikey olarak kullanırım
  • Hikaye anlatmak, karakter yaratmak, siyasi-toplumsal olaylara değinmekle ilgilenmiyor
  • İzleyenin bireysel olarak anlamlandırabileceği bir takım modeller ortaya koyuyor
  • Sahne araçlarının her biri farklı bir dil konuşuyor, eşit oranda etkiye sahipler
  • Sahne öğeleri bir bütünü oluşturmak yerine kendileri için varlar
  • Wagner bütüncül sanat yapıtı fikri: Sahne öğeleri belli bir amaca hizmet ederken kendi özgüllüklerini korumalı
  • İmgeyle bilinen anlamı arasındaki bağı kopartıyor ve imgeleri görsel malzeme haline getiriyor ve malzemeden yeni yapılar kuruyor.
  • Bir oyunda kullandığı imgeleri başka oyunlarında tekrar kullanıyor. Bazen bir oyunun bir kısmını başka bir oyuna aktarıyor

 

DİL

  • Hiçbir oyununda geleneksel anlamda bir diyalog yok
  • Dil bir iletişim aracı ya da anlam aktarıcı olarak kullanılmıyor
  • Sözcükler bir hikaye anlatmıyor. Dil, sözcüklerin fonetiğine göre bir müzik parçası düzenlenir gibi düzenleniyor
  • Dil oyunun merkezinde yer almıyor, sözler yerine imgeler konuşuyor. Beckett bunu “konuşan sessizlik” olarak tanımlamış
  • Dil parçalanır. Süren bir diyalog yerine bölük pörçük cümleler var. Bu, sözcüklerle mantıksal bağlar kurmaya engel
  • Kişinin benlik duygusu kullandığı dille bağlantılıdır. Dili bozarak kişilerin tutarlılığını da bozuyor. Örneğin, vücut dili söylenenlerin tersini gösteriyor
  • Aynı cümleler başka durumlarda tekrar edilerek daha önce anlamlı olan cümleler anlamsızlaşır
  • Wilson dilin yarattığı anlamı değil müziğini önemsiyor. Bir müzisyen gibi oyunlarındaki konuşmaları adeta besteliyor

OYUNCU

  • İlk dönem çalışmalarında sadece amatör oyuncularla çalışmış
  • Oyuncularına sadece fiziksel direktifler veriyor, psikolojik hiçbir yönlendirme söz konusu değil
  • Yapılışı kesin olarak belirlenmiş hareket bütünlerinin tekrarı fikri, Artaud’un jest ve mimiklere dayanan oyunculuk ve fiziksel dil fikri, psikolojiden uzak, her şeyin nesnel olarak bulunduğu tiyatro anlayışıyla benzerlik gösteriyor
  • Craig’in Üstün Kukla yani yönetmenin yaratıcılığına hizmet eden oyuncu görüşüyle de bağlantılı düşünülebilir
  • Atölye çalışmalarında oyuncularını bilinen yöntemler haricinde hareket biçimleri geliştirmeleri için teşvik ediyor. Belli ekollere ait biçimlerin kısıtlamalarından kurtulmalarını istiyor. Var olan dans kalıplarını yeniden üretmektense kişisel ve ayırt edilebilir hareket biçimleri geliştirmek istiyor. Bu yolla hem oyuncularına özgür bir alan yaratıyor hem de seyirciyi herhangi bir kültürel mantığa dayanarak bu hareketleri yorumlayamayacağı için öznel bir yoruma mecbur bırakıyor

 

METİN

  • Metne dayanmayan bir tiyatro. Metni yorumlamak yerine, sahnede mimari bir yapı kuruyor.
  • Yazılı metinden yola çıkarak ya da yazılı metin olmadan doğrudan bir sahne metni oluşturuyor, bu sahne metni farklı kaynaklardan alınmış ya da birbiriyle bağlantısı olmayan parçalardan kurgulanarak oluşturuluyor
  • İlk dönem oyunlarında kendi yazdığı ya da grup çalışmalarında serbest çağrışımla oluşturulmuş metinler
  • Çizgisel hikaye anlatımı yok, aynı anda birçok hikayeyi anlatıyor
  • Oyunların başı sonu yok

IŞIK

  • Işığı uzam yaratma aracı olarak kullanıyor
  • WILSON: Baştan beri ışık değiştiğinde objelerin nasıl değiştiğiyle, ışığın nasıl uzam yarattığıyla, uzamı nasıl değiştirdiğiyle ilgileniyordum. Işık ne gördüğümüzü ve nasıl gördüğümüzü belirler
  • Wilson’un oyuncusu oradan oraya koşturur, çünkü ışık öyle değişecektir. Wilson sahnesinde ışık, oyuncuları yönetir

İZLEYİCİ

  • İzleyicinin alışılmış izleme alışkanlığını bozuyor
  • Kullanılan imgeler ve hareket tekrarları otistik düşünce yapısının bir tür yansıması
  • Oyunların sunumu, izleyiciyi zihinsel engelli bir sağır dilsizin algı biçimine yaklaştırıyor
  • Sahne, izleyicilerin bilinçdışı fantezilerini harekete geçirecek imgesel bir atmosfer yaratıyor
  • İzleyiciye sahnedeki imgeler üzerinden kendi içsel dünyasını keşfetme imkanı sunuyor
  • WILSON: Sesi kısık bir televizyonu izlerken aynı anda radyodan bir şeyler dinlerseniz bazen görülenle duyulanın ilişkisi çok farklı anlamlar yaratır

YORUM

  • İzleyiciye önceden belirlenmiş bir yorumu önermek yerine izleyicinin kendi tepkisi geliştirmesinin, kendi anlamını yaratması peşinde
  • Ne anlatıldığı değil, nasıl anlatıldığı ve izleyenin nasıl alımladığı önemli
  • WILSON: Tiyatro yorum yapmamalı, bize bir yapıtı izleme ve onun hakkında düşünme imkanı vermelidir. Yorumlamak eseri öldürür. Tiyatrom, çoğu zaman formal bir tiyatrodur. Yoruma yönelik bir tiyatro değil. Yorumun; yönetmenin, yazarın veya oyuncunun sorumlu olduğu bir bütün olduğuna inanmıyorum. İzleyicinin çıkardığı anlam, yorumdur.”
  • Sahnede her şeyin matematiksel bir kesinlikle, son derece ayrıntılı olarak planlanmış olması ve bir takım imgelerin kültürel karşılıklarının olması izleyicide görünenin altında yatan bir amaç olduğu ve yorumlanabileceği hissi uyandırır. Ancak imgelere bir bütün olarak mantıklı bir yorum getirilemez. Yani Wilson bir yandan seyirciyi yorumlaması için kışkırtırken, diğer yandan ortak, akla uygun, kültürel bir yorum getirmesini engeller
  • Geleneksel anlayışla değerlendirilemediğinden, anlamsız olarak görülüyor

SAĞIR ADAMIN GÜLÜŞÜ

  • İlk kez 1970’de sahnelenmiş, süresi 7 saat, Wilson’ın ilk dikkat çektiği oyun
  • Raymond’ın yaptığı resimlerden yola çıkarak oyunu hazırlamış
  • İki çocuğuna süt içirdikten sonra onları duygusuzca ve törensel bir atmosferde defalarca bıçaklayan genç bir anne ve buna tanık olarak travma yaşayan büyük oğulun konuşma yeteneğini kaybederek bir tür rüya durumuna girmesi
  • Bıçaklama sahnesi yaklaşık 1 saat sürüyor
  • Hareketler oldukça yavaş ancak ağır çekimde değil. Anne yavaş hareketlerini sürdürürken bir yandan çok hızlı şekilde sakız çiğniyor

 

KA DAĞI VE GARDENYA TERASI

  • 1972’de sahnelenmiş
  • İran’da Şiraz Sanat Festivali’ne davet edilmiş
  • İranlı öğrencilerle ve dağın eteğinde yaşayan yerel halkla çalışmış
  • 50 kişilik bir oyuncu kadrosu ve küçük bir hayvanat bahçesi var
  • Oyun 168 saat sürüyor, yani 7 gün
  • Bir dağın 7 tepesinde oynanıyor
  • Dağın her tarafında aktiviteler var. Seyirci bunlardan istediğini seçebiliyor
  • Ana yolda ise “ailesini terk ederek insanlık tarihi boyunca yolculuk yapan yaşlı bir adamın hikayesi” var
  • Takip edilebilirliği kolaylaştırmak açısından aksiyon çok yavaş gelişiyor

EINSTEIN KUMSALDA

  • İlk kez 1976’da sahnelenmiş
  • WILSON: Bugün “opera” olarak adlandırdığımız şeyde, neden soyutlamanın neredeyse hiç var olmadığını merak ederim. Modern dansta bir hikaye anlatılmak zorunda değildir. Bir erkek ve bir kadının dans ettiğini görürsünüz ve bu bir aşk düeti olmak zorunda değildir; bu sadece bir zaman-mekan tasarımıdır. Çağdaş bir resme baktığımızda renkleri, biçimleri vb. beğenebiliriz. Operada hala bu anlatıyı istiyoruz. Philip Glass ile beraber yazdığım Einstein on the Beach operasında anlatı yok, bu soyut, herhangi bir şeyle serbestçe ilişkilendirebileceğiniz bir eser. Trenler görürüz, çünkü Einstein trenlerden bahsetmiştir. Bir mahkeme görürüz, çünkü Einstein’ın bilimi yargıladığı söylenir. Oyun boyunca birçok referans var, bazıları çok spefisik, ama bir anlatı yok.